Doktor-Reiki
  makaleler
 
BİG BANG (Evrenimizin Başlangıcı)
Yazan: Chris La Rocco ve Blair Rothstein
Çeviren: Esin Tezer 

                                               GİRİŞ


Evrenimizin var olduğunu kesinlikle biliyoruz; fakat tek başına bu bilgi, insanlığın daha ileri bir anlayış için yaptığı araştırmalar için tatmin edici olmamıştır. Merakımız, bizi evrendeki yerimizin ne olduğuna ve ayrıca evrenin kendi yerini sorgulamamıza yöneltmiştir.
Zaman içinde kendimize şu soruları sorduk: Evrenimiz nasıl başladı? Evrenimiz kaç yaşında? Madde nasıl var oldu?
Besbelli ki, bu sorular basit sorular değildir ve bu gezegendeki tarihimiz boyunca ipucu bulmak için de çok gayret ve zaman harcanmıştır. Buna rağmen, bu kadar enerji harcadıktan sonra da; bildiklerimiz hala yalnızca bir spekülasyondur.
Her nasılsa, gizemli kozmoloji çalışmalarının başlangıcından ve evrenin orijininden çok daha uzun bir yol katlettik. Modern bilimin anlayışları doğrultusunda daha önce hipotez olarak adlandırdığımız cevaplara bazı sağlam teoriler sağlayabildik.
Bilimin doğasına uygun olarak; bu cevapların çoğunluğu bizi sadece daha da merak uyandırıcı ve karmaşık sorulara yöneltmiştir. Öyle gözüküyor ki; bilgiyi araştırmamıza özgü sorular her zaman var olmaya devam edecek.
Bu kısa bölümde realite olarak bildiğimiz her şeyin yaratılışı hakkındaki soruları çözmeye çalışmamız olanaksız olsa da; bir deneme, varlığımızın bazı şüphesiz temel sorularına bizi götürecektir.
Bütün bu bilginin sürekli sorgulandığını ve evreni daha net bir şekilde anlamak için de yeniden değerlendirildiğini daima unutmamamız önemlidir. Amaçlarımız için Big Bang'in ne olduğu hakkındaki bilinen sorgulamalar, evrenin yaşıyla ve ilk atomların senteziyle ilgili sorgulamalar yoluyla inanıyoruz ki; bu anahtar soruların birkaçını cevaplandırmaya başlayacağız.
 
 
BİG BANG
Durmadan sorulan soruların biri şuydu: Evren nasıl yaratılmıştı? Pek çoğu daha önce evrenin bir başlangıcı veya sonu olmadığına ve kesinlikle de sonsuz olduğuna inandı. Big Bang Teorisinin başlangıcıyla her nasılsa, evren artık sonsuz olarak düşünülemezdi. Evren, bir tarih ve başlangıca sahip olarak; sonlu bir fenomenin özelliklerini almak zorunda oldu.
15 milyar yıl kadar önce, çok büyük bir patlama evrenin genişlemesini başlattı. Bu patlama Big Bang olarak bilinir. Bu olayın noktasında, bütün madde ve uzayın enerjisi bir noktada kapsanmıştı. Bu olaydan önce var olan tamamıyla bilinmezdir ve saf spekülasyonun bir maddesidir. Bu olan olay, sıradan bir patlama değil; fakat tüm bu uzayı embriyonik evrenin birbirinden kaçışan parçacıklarıyla dolduran bir olaydır. Big Bang aslında, patlayan bir bombanın parçalarının dışarı atılmasına benzer bir şekilde değil; uzayın kendinin kendi içinde patlamasından oluştu. Galaksiler beraber kümelenmemiştir, bundan ziyade Big Bang evrenin temellerini kurmuştur.
Big Bang Teorisinin kökeni Edwin Hubble'a dayanır. Hubble, evrenin sürekli olarak genişlediğinin gözlemini yaptı. Bir galaksinin hızının uzaklığına orantılı olduğunu keşfetti. Bizden iki katı uzakta olan galaksiler, iki katı kadar da hızda hareket ederler. Bir diğer netice de, evrenin her yönden genişlemesidir. Bu gözlem de, her galaksinin alelade olan başlangıç pozisyonundan şimdiki pozisyonuna taşınmasının aynı zaman miktarında olmuş olduğu manasına gelmektedir. Big Bang'in evrenin temelini oluşturması gibi, Hubbles gözlemleri de Big Bang Teorisinin temelini oluşturmuştur.
Big Bang'den beri, evren sürekli olarak genişlemekte ve böylece, galaksi kümeleri arasında da daha da fazla uzaklık olmaktadır. Galaksilerin bu birbirlerinden daha uzaklaşma fenomeni kırmızı rotasyon olarak bilinir. Uzak galaksilerden gelen ışık dünyaya yaklaştıkça, dalga boylarının uzamasına götüren dünyayla galaksi arasındaki uzaklıkta da bir artış olmaktadır.
Tek noktadan çıkan galaksilerin hız anlayışına ilave olarak Big Bang için daha da ileri bir kanıt vardır. 1964'de iki astronom, Arno Penzias ve Robert Wilson, dıştaki uzaydan gelen mikrodalgaları yakalama teşebbüsüyle elde olmayarak yerüstü kökenli bir gürültüyü keşfettiler. Gürültü bir yerden değil, tüm yönlerden bir anda geliyormuş gibi gözüktü. Açıkça belli oldu ki, duydukları şey Big Bang'den arta kalan evrenin en uzak köşelerindeki radyasyondu. Bu ilk patlamanın radyoaktif kötü sonucu, Big Bang Teorisine daha fazla güven duyulmasını sağlamıştır.
Hatta yakın bir zamanda, NASA'nın COBE uydusu evrenin dış yüzeyinden yayılan kozmik mikrodalgaları yakalayabilmiştir. Evrenin ilk devrelerindeki homojenliğini tasvir eden bu mikrodalgalar dikkat çekecek şekilde birbirine benzer ve aynı şekildeydi. Buna karşın; uydu ayrıca evrenin serinlemeye başladığını ve hala genişlediğini, ısı değişiklikleri sonucu olarak da küçük dalgaların var olduğunu keşfetmiştir. Bu dalgalanmalar, mümkün serinlemenin ve evrenin yaratılışından bir saniye sonraki gelişimini doğrulamaktadırlar.
Evrendeki bu dalgalanmalar, Big Bang'in ilk anlarından sonrasına daha detaylı bir tanımlama sağlamıştır. Ayrıca, gelecek bölümde bahsedilecek olan galaksilerin oluşum hikâyesini anlatmaya yardım etmişlerdir.
Big Bang Teorisi, tüm zamanların en çok sorulan sorularına tutarlı bir çözüm sağlamaktadır. Bununla beraber, teorinin sürekli gözden geçirilip düzeltildiğini anlamak önemlidir. Daha fazla gözlemler yapıldıkça ve daha fazla araştırma düzenlendikçe; Big Bang teorisi daha tamamlanmış ve evrenin kaynağıyla ilgili bilgimiz daha sağlam olmuştur.
 
İLK ATOMLAR
Big Bang teorisiyle ilgili denemeye girişildikten sonra, mantıksal olarak sorulacak soru bundan sonrasında ne olacağıdır? Yaratılmanın ilk saniyesinin küçük fraksiyonlarında (kesirlerinde) önce tamamıyla vakum olan şey, şimdi evren olarak bildiğimize gelişmeye başlamıştır. En başlangıçta, plazma temel elemanların karışımından başka hiçbir şey yoktu. Kozmoloji çalışmalarımızın başlangıcında bu kısa zamanlardan ne bilindiği geniş bir şekilde varsayımsaldır. Her nasılsa bilim, evrenle ilgili bugün ne bildiğimize dayanarak, ne olduğu olasılığının skeçlerini tasarlamıştır.
Big Bang hemen olduktan sonra bir kişinin hayal edebileceği gibi, evren, tüm yönlerden birbirinden ayrı koşuşturan madde ve madde olmayan parçacıkların sonucu son derece sıcaktı. Serinlemeye başladığında, yaratılmadan 10^-43 saniye sonra civarı, neredeyse eşit fakat asimetrik miktarda madde ve karşı maddelerden var oldu. Bu iki madde beraber yaratılınca; saf enerji yaratıp, birbirleriyle çarpışıp zarar verirler. Her milyar için yaklaşık bir parça artışın direkt sonucu olarak da, maddenin var olmaya devam etmesi için evren olgunlaşmaya daha müsait oldu. Bu hakim parçacıklar maddenin parçacıklarıydı. Onlar yaratılmışlardı ve eşit yaratının eşlik etmesi olmadan veya karşıt parçacığın çürümesi olmadan da çürüdüler.
Evren daha fazla genişledikçe ve böylece de serinledikçe, genel parçacıklar şekil almaya başladılar. Bu parçacıklar baryonlar (atomdan ufak ağır tanecikler) diye adlandırıldılar ve maddenin ve hayatın yapı taşını oluşturan bildiğimiz fotonları, nötrinoları, elektronları ve kuarkları içerdiler. Baryon başlangıç devresinde hala süren yoğun sıcaklıktan dolayı protonlar, nötronlar gibi tanınan ağır parçacıklar yoktu. Bu devrede, yalnızca kuark temel elemanlarının karışımı vardı. Evren serinlemeye başladıkça ve daha da genişledikçe, tam olarak ne olduğunu daha açık bir şekilde anlamaya başlıyoruz.
Evren yaklaşık olarak 3000 milyar Kelvin dereceye serinledikten sonra, suyun buza dönüşmesindekine benzer bir dönüşüm, bir radikal değişim başladı. Proton ve nötronlar gibi olan bileşik parçacıklar, yani hadron diye adlandırılanlar, bu dönüşümden sonra maddenin genel hali oldular. Hala, bu derecelerde bu maddeden daha karmaşık bir madde şekillenebilir.
Leptonlar olarak adlandırılan daha hafif parçacıklar var olsa da; maddenin daha karmaşık düzeylerini şekillendirmek için hadronlarla reaksiyona girmekten uzaklaştırılmışlardır. Elektronları, nötrinoları ve fotonları içeren Leptonlar; bugünkü genel maddeyi tanımlayabilen hadron birliğine yakında katılabilirler.
Evrenin yaratılışından yaklaşık olarak bir ila üç dakika sonra, protonlar ve nötronlar hidrojenin izotopu olan deuterium'u biçimlendirmek için birbirleriyle reaksiyona başladılar. Deuterium veya ağır hidrojen, trityum’u şekillendirmek için başka bir nötronu topladı. Bu, reaksiyonu hızlıca takip eden helyum nükleus'u üreten başka bir protonun ilavesiydi. Bilim adamları, evrenin ilk üç dakikalarında her on protonda bir helyum nükleus'un olduğuna inanıyorlar. Daha sonraki serinlemede, bu yoğun protonlar genel hidrojeni yaratmak için bir elektronu yakalayabiliyorlardı. Dolayısıyla, bugün evrenin hidrojenin her bir on veya onbir atomu için bir helyum atomu ihtiva ettiği gözlemlenmiştir.
Bu bilginin pek çoğunun spekülatif olduğu doğru olmasına rağmen; evren yaşlandıkça onun tarihiyle ilgili bilgimize olan güvenimiz artmaya başlamaktadır. Bugün evrenin nasıl var olduğu yolunu çalışıp, onun geçmişi hakkında pek çok şey öğrenmek mümkündür. Gayretin pek çoğu bugünkü olan baryonların biçimlenmesine ve sayılarını anlamaya harcanmıştır. Bu modern sorulara cevaplar bulma yoluyla, Big Bang'e dönüp, evrendeki rolünün izini bulmak mümkündür. Daha sonra, laboratuarda basit atomların oluşumunu çalışıp, onların orijinal olarak nasıl şekillendikleri üzerinde de bazı eğitimli tahminlerde bulunabiliriz. Sadece daha ileri araştırma ve keşifle evrenin yaratılışını ve onun ilk atomik yapılarını anlamak tamamen mümkün olacaktır. Bununla beraber, belki de bunu hiçbir zaman tam kesin olarak bilemeyeceğiz.
EVRENİN YAŞI
Biz şu anda evren hakkında iki en önemli şüpheyi ele alıyoruz. Fakat önemli bir soru hala duruyor. Eğer evren gerçekten de sonluysa, ne kadar zamandır var oluşta? Tekrar söylüyorum, bilim evren hakkında bugün ne bildiği konusunda genişleyebildi ve evrenin yaşını bir teoriyle tahmin etti. Hubbles gözlemlerini tekrar kullanan ‘Uzaklık üstü hız zamana eşit gelir' genel fiziksel denklemini uygulayıp, adil bir tahmin yapılabilir.
En önemli iki gerekli ölçü, bizden uzaklaşan galaksinin uzaklığı ve galaksinin kırmızı rotasyonudur. Bu uzaklıkları bulmadaki ilk başarısız deneme trigonometri yoluyla yapılmıştır. Bilim adamları, güneşin kendi galaksimizle olan hareketinin hesaplanmasını arttırma yoluyla dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin çapını hesaplayabildiler. Fakat ne yazık ki, önemli hataların karışması sebebiyle de, galaksimizle aramızdaki muazzam uzaklığı ve evrenin yaşını tahmin etmeyi etkinleştirmede hesaplama yalnız başına kullanılamadı.
Daha sonraki adım, yıldızların titreşimini anlamaktı. Gözlemlenmişti ki, aynı ışıklılıkta olan yıldızlar aynı hızda göz kırpıyordu. Sanki fener kulesinde her otuz saniyede bir rotasyon yapan 150,000 wat lık ampuller ve her dakikada bir rotasyon yapan 250,000 wat lık ampuller feneri gibi. Bu bilgiyle, bilim adamları galaksimizdeki yıldızların, uzaktaki galaksideki aynı hızda göz kırpan yıldızlarla aynı yoğunluğa sahip olması gerektiğini tahmin ettiler.
Trigonometri kullanarak, galaksimizdeki yıldızın uzaklığını hesap edebildiler. Böylece, uzak bir yıldızın uzaklığı yoğunluklarındaki farklılık çalışılıp hesaplanabilirdi. Sanki geceleyin iki arabanın uzaklığını belirlemek gibi.
İki arabanın farlarının aynı yoğunluğa sahip olduğunu varsayıp, farı daha loş olan arabanın, farları daha aydınlık olan arabaya göre gözlemciden daha uzakta olduğunu çıkartabiliriz. Tekrar söyleyelim, bu teori, tek başına en uzakta olan galaksilerin uzaklığını hesaplamada kullanılamaz. Belirli bir uzaklıktan sonra tek başına olan yıldızları var oldukları galaksilerden ayırt etmek imkânsız olmaktadır. Galaksilerdeki kırmızı rotasyonlardan dolayı; uzaklığı bulmadaki metod, tek başına olan yıldızlardansa tüm galaksi kümelerini kullanıp tasarlanmalıdır.
Bize yakın olan galaksi kümelerinin büyüklüklerini çalışarak, bilim adamları diğer kümelerin büyüklüklerinin ne olabileceği hakkında bir düşünceye sahip olabilirler. Bu sebeple; yıldızların uzaklığı hakkında öğrenilen yolda da olduğu gibi, onların Samanyolu'ndan uzaklığı hakkında aynı tahminde bulunulabilir. Çok uzakta olan küme ve onun kırmızı rotasyonunun tahmini uzaklığını hesaplama yoluyla, galaksinin bizden ne kadar zamandır uzakta hareket ettiğinin son tahmini yapılabilir. Sırasıyla, bu sayı galaksilerin aynı zamanda ve aynı yerde olduğu veya Big Bang anındaki saatin noktasına, o saati terse döndürmede kullanılabilir.
Evrenin yaşını hesaplamada kullanılan genel denklem burada gösterilmiştir:
(belirlenen galaksinin uzaklığı) / (o galaksinin hızı) = (zaman)
Veya 
4.6 x 10^26 cm / 1 x 10^9 cm/saniye = 4.6 x 10^17 saniye 
4.6 x 10^17 saniyeye denk gelen bu denklem, yaklaşık olarak on beş milyar seneye denk gelmektedir. Bu hesaplama, üzerinde çalışılabilecek her galaksi için neredeyse aynıdır. Fakat bu denklemlerden üretilen ölçülerin belirsizliklerinden dolayı; evrenimizin gerçek yaşının sadece kaba bir tahmini yapılabilir. Evrenin yaşını bulmak karmaşık bir işlemken, bu bilginin başarıya ulaşması kavrayışımızda kritik basamak teşkil etmektedir.
ŞİMDİ NE OLACAK?
Özetlersek, bilimin evrenimizle ilgili açığa çıkardığı cevapları açıklamak için ilk denememizi yaptık. Big Bang'le, ilk atomlarla ve evrenin yaşıyla ilgili anlayışımız görüldüğü gibi eksik. Zaman geçtikçe, daha çok keşifler yapılmakta, bu da bizi daha fazla cevap gerektiren sonsuz sorulara yöneltmekte. Bilgi temelimizden memnuniyetsiz olmamız, hayal edilemeyecek kadar karmaşık olan evren hakkındaki minimal anlayışımızdan uzaklaşmak için araştırmalar yürüttürmektedir.
Başlangıcından beri Big Bang teorisi meydan okumuştur. Bu meydan okumalar, teoriye inananları teorinin doğruluğunu ispat ettirici daha somut kanıtlar araştırmaya yöneltmiştir. Bu bölümün bitişindeki noktadan pek çoğu daha ileri gitmeyi denemiş ve evrenin yaratılışının daha tamamlanmış resmini boyamak için birkaç keşif daha yapılmıştır.
Son zamanlarda NASA, Big Bang teorisine delil olacak bazı hayret uyandırıcı keşifler yapmıştır. Çok daha önemlisi, Astro–2 rasathanesini kullanan astronomlar evrenin temeli için Big Bang yoluyla olan gereksinmelerden birini teyit edebildiler.
1995 Haziran'ında, bilim adamları, evrenin uzak noktalarındaki Deuterium gibi olan evrenin başlangıcındaki helyumu keşfettiler. Bu buluşlar, Big Bang teorisinin önemli görüşü olan 'evrenin başlangıcında hidrojen ve helyum karışımı yaratılmıştı' ile birbirini tutmaktadır.
Buna ilaveten; Big Bang teorisinin babası olan Hubble’in ismi verilen Hubble teleskopu, yaratılışı takiben hangi elementlerin var olduğunu belirleyen bazı kati ipuçlarını sağlamıştır. Hubble’i kullanan astronomlar aşırı derecede eski yıldızlarda boron elementini buldular. Bilim adamları, elementin varlığının ya galaksilerin doğumundaki enerjik hadiselerin bir kalıntısı olabileceğini veyahut da, boronun daha da eski, Big Bang zamanından kalma olabileceğine işaret ettiğini varsayıyorlar. Eğer ikincisi doğruysa, bilim adamları evrenin doğumuyla ilgili teoriyi değiştirmek zorunda kalacaklar çünkü; şimdiki teoriye göre böyle ağır ve kompleks bir atom hiçbir zaman var olamaz.
Bu üslupta görebiliyoruz ki, bu araştırma hiçbir zaman gerçekten tamamlanmış olmayacak. Bilgi için olan açlığımız hiçbir zaman doymayacak. Şimdi ne olacak sorusunu cevaplamak olanaksız. Buradan alacağımız yol, sadece kendi keşiflerimiz ve sorularımızla belirlenecek. Hiç sona ermeyen, kaçınılmaz bir şekilde birbirine yönelen soru ve cevap çemberinin içindeyiz.
DERİN DÜŞÜNCELER
Bu bilim konusunu günlük var oluşsal düşünmemizden ayırmak aşırı derecede zor. Zaman içerisinde bir noktada herkes ‘neden biz buradayız' sorusuyla boğuşmuştur. Bazıları bu sorunun tamamıyla filozofik olan doğasında kendine sığınacak yer buldu, bazıları da daha bilimsel yaklaşımı kabul etti. Araştıran kişiler soruyu daha da yüksek bir düzeye taşıyıp, yalnızca insan varlığına değil; gerçek olarak bildiğimiz her şeyin varlığına konsantre oldular.
Eğer oturup tüm evrenin bütününü hayal etmeyi denerseniz, bu zihninize panik yaptıran bir şey olur. Her nasılsa, bilim bize şimdi söylemektedir ki; evren başlangıçla, orta yaşla ve de gelecekle sonludur. Yılları milyarlarla geniş ölçüde tartışma konusuna yakalanmak kolaydır, gerçi zaman hala geçmekte. Dünyadaki hayatlarımızda seyahat ederken, evrenimizin hayatı içinde de seyahat ediyoruz.
Bu bölümde, bu yolculuğu anlatmak için denemelere giriştik. Gariptir ki, onun nasıl başladığını da hiçbir zaman gerçekten bilemeyeceğiz. Biz yalnızca spekülasyonda bulunabilir ve en iyi tahminimizi yapabiliriz. Kendi yöntemlerimizle bu tahminlerin gerçeğe yakın olduğunun kanıtını üretebildik. Fakat bundan yüzyıllar sonra, insan ırkı bizi bir zamanlar Dünyayı evrenin merkezi düşünenlerle karşılaştıracak mı acaba?
*SÖZLÜK*
Baryonlar — Big Bang'den sonra tahmini olarak 10^-33 saniye sonra yaratılan, fotonları ve nötrinoları da içeren genel parçacıklar. 
Deuterium -- Proton ve bir nötron kapsayan hidrojenin ağır izotopu. 
Hadronlar — Proton ve nötronlar gibi olan parçacıkların, derecenin 300 MeV'ye düşmesinden sonra biçimlenmesi.
Leptonlar — Elektronları, nötrinoları ve fotonları da kapsayan, hadronlarla beraber var olan hafif parçacıklar. 
Kırmızı Rotasyon Uzak galaksilerdeki yıldızlardan bize ulaşan ışık spektrumunda kırmızıya doğru olan rotasyon. 
Tritium —D Deuterium ve helyum nükleus'un dönüşümünde, değişim süresince aralarında olan bir element.
 
 
 
 
 
 
 
GİZEM VE VAROLUŞ
 
 
Kıyamet işareti olan Messiah'lı günlerin önemli kahramanlarından biri de hiç kuşkusuz "Deccal"dır. Çok eskilerde bir zamanlar "Deccal" sözcüğünün, renk ve ses oyunları ile ilgi çeken, saptıran ve oyalayan anlamına geldiğini okumuştum. Hans da ""Kozmik Sihirbaz" dediğine göre, Deccal'la ilgili bu anlamın göz ardı edilmemesi gerekir.


Hans'ın verdiği bilgilerden şunu da anlıyoruz: Mesih, Deccal'ın bir dengeleyici unsur olarak bizim evrenimize sokulan karşıtıdır. Deccal, Zion kampının "Mesihi"dir! Bu konuda Hans'ın diğer açıklamaları şöyle:

"Deccal, bir paralel evren yaratığıdır... Gerçek bir "mirror" yaratık. Evrenimiz çift yaratıldı; birinde biz yaşıyoruz, genişliyoruz. Genişleme değme haline gelince, Bir elipsin iki odağındaki şişme sonucu, iki küre birbirine değince Şi'ra kapısından bir teğet değme olacak. Şi'ra'dan İsa ile birlikte bizim evrenimize girecekler.

Ondan sonra görülmemiş bilim kurgu gibi bir fenomenler dizisi yaşayacağız. Gözümüz gerçek bir uzaylı görecek... Gözümüz Ye'cüc-Me'cüc’leri de görecek. Bilim kurgular ve fantastik tüm bildiklerimiz canlanacak..."

"Deccal, paralel evrenden transfer... İnsanlar hep uzaylı görmek isterlerdi. İşte onların muradı olacak... Spirtualistler, Siyonistler, Süfyanistler,UFO’cular, Alienciler vb., milyarlarca deli Deccal'ın peşine gönüllü takılacaktır. C kimyasını Si kimyasına çevirecek bir Alien'dir Deccal. Silikon bir yaratıktır. Asit-baz ikilisidir. Tuz ve sudan nefret eder. En kötüsü de DNA sarmallarımızı boşaltıp A,G,C,T yerine kendi bileşiklerini (Nışadır) koyar... Tuhaf insanlar peydah olur... Deccal ile el sıkışmak adeta madde ve anti maddenin birbirini yok etmesi gibidir. Asit ve baz kapışır, geriye su ve tuz kalır ama kimse geriye su ve tuz kalsın istemez... Bundan "nötralize" ederek korutulabilinir. Bu teknoloji İsa'ya öğretildi.

İsa'da oradan buraya geri dönecek. Paralel evrenin doğasını biliyor. Nışadır suyun, Silisyum da karbonun yerine geçiyor Deccal strüktüründe. Silisyum ve Nışadır kimyası üzerine oluşmuştur Deccal. Nükleotik asit ve bazlarımız ondan etkilenmekte... Eğer bu asit-baz savaşı olmasaydı Dünya durulup yeniden tuz+su=Okyanuslar haline geri dönemezdi. Bu da Allah'tan bir şey. Doğayı temizleyen bir olgu.

Şi'ra yani 40'lar Meclisi, iki kürenin birbiriyle kaynaştığı osmotik basınç ile birbirine takas ettiği tek kapı. İsa gelecek ve bu açık kapıdan Deccal de gelecek (kapı kapanacak ve diğer Deccal ırkı geride kalacak). Para normallerden söz ediyoruz. Kitap böyle dostlar... Deccal Hızır'ı (Almighty'yi) öldürecek..."

"Deccal paralel evrenden bir yaratık demiştim. İki evren aynı anda (biri olmazsa diğeri de olmaz) ilkesince birlikte yaratılırlar. İki evren iki ayrı odaktan genişlerler. İki evren en geniş noktaya ulaştıklarında, iki şişen balonun birbirine değmesi gibi, değme bir tek noktadan olur. O değilen kapı Şi'ra'dır. Orayı kırklar meclisi, geleceğin watcherleri bekliyor.

Bu evren C atomu Tuz ve Su. Öteki evren ise, bunun tersi; tuz asidi ve Sudkostik. İkisi tepkimeye girerse ortaya NaCl ve H20 çıkar... C yerine Si(lisyum) H2O yerine Nışadır... Bunlara değinmiştik... Bizdeki su o Deccal’lara asit etkisi yapıyor ve tuz ise ölümcül oluyor. O temas kapısından bir yaratık Deccal giriyor. Orada Şi'ra (Aynı kapıdan İsa'yı da bekleyen Allahlaw/Walhalla Armada'sı (Donanması) var. O ilk temasta Armada GAD savaşını yapıyor ve Şi’ra’lılar vahşice öldürülüyor... Armageddon savaşında yeniliyor Dünya... Yaratık Dünya'ya geliyor... Geldiği paralel evrende zaman bize oranla asenkronize. Şimdi bu asenkronizasyonu anlatmalıyım.

Evrenin ilk patlamasında şiddetli etkinliklerde ve ilk salisenin milyonda birinde madde ve anti madde bitişik olarak vardı. Yani daha iki adet % 50 olarak bölünmemişlerdi. Bir süre sonraki soğumayla birlikte madde ve anti madde birlikte yaratıldı. Biri olmadan diğeri olmaz ilkesini unutmayalım. Yani bir salise kadar zamanda ileri giderek yaratıldılar. Ancak Anti madde bizim tersimize zamanda ileri değil geri giden bir doğaya sahip... Yani en başta yaratılsalardı eşit ve senkronize (eşanlı) birlikte iki zıt yönde genişleyeceklerdi. Ama bir süre sonra zaman ileri iken yaratıldılar. Madde (Biz) zamanda ileri giderken, Anti madde evreni ise küçük bir asenkronize farkla geri gitti. Bu, evren-antievren ikilemesidir. Aynı anda iki ayrı odaktan "Biri bizim pozitif diğeri Negatif" olan bir çift evren daha doğdu bunların da birer madde ve anti madde eşleniği vardı...

Aynı anda "Paralel evren çifti" ve aynı anda "Anti paralel evren çifti ve bunların negatif-pozitif ve madde-anti madde, çiftin çiftleri de oluştu. Bunların tümü bir süper uzayda (Aşağı misâl aleminde) oluşmaktadır... Biz halen o evrenler kentinin içinde bir ODA'yız... Ama küresel bir oda... İki odaktan iki küre oda genişliyor ve eninde sonunda birbirine değiyor. Fakat bir asimetri (Asenkronizasyonu farkıyla). Deccal'ın bu zaman avantajı var... Herkese her an yetişiyor ve sahte Cennet gösteriyor. Nişadır SU ikram ediyor. Kırklar meclisinin başkanı Dedem Santa Korkut işbaşında... Devreye giriyor ve Deccal'ın "Asenkronizasyonunu negatif farkla (Sanal zaman saniyesiyle) önüne geçiyor... Herkese ulaşıyor... "Birazdan arkanızdan gelecek olan deccal’dır. Size sahte Cennet ve sahte sular ikram edecektir, inanmayın. Mecbur kalırsanız onun Cehennemine girin orada buz gibi sular içeceksiniz. O bir Hollowgramdır, Halloweengramdır... Onun suyu Nışadır’dır. Vücudunuzdaki tüm tuzu çekip alacaktır, yanılmayın..." Deccal bu işe çok bozulacaktır: Herkesi bir asenkronizasyon farkıyla yakalayan Deccal, iki adım önündeki (Zamanda iki saniye gibi) Hızır'ı yakalayamamaktadır. Kişileri bir saniye geri alabilmekte olan Deccal, istidraclar (olağanüstü parapsikolojik tezahürler) göstermektedir... Örneğin, öldürüp yeniden diriltmektedir. Hızır'ın uyaracağı hiç kimse kalmayınca ya da Dehr denen zaman enerjisi bitince, Deccal onu yakalayacaktır. Hızır'ı da her ölümlü gibi öldürecektir. Hızır ölecektir, yani kendini feda edecektir... Çünkü Şi'ra kapısından başlayan istilayı önleyecek biri gelmektedir... O Şi'ra'dan öteki evrene alınan ve "Ödeme dengeleme" gereği Deccal'e karşılık iade edilen Ruhullah ve Kelamullah İsa'dır (Artık adı İsa değil Mesih/Messiah'dır). Hızır dahil hiç bir kimsenin öldüremediği Deccal'ı aynı evrenden aynı doğa yasalarıyla geldiği için, birebir öldürme yeteneğine sahiptir... Ve de öldürür..."


12 Aralık 2001 Çarşamba tarihli e-söyleşisinde Hans, bir resim gönderiyor ve o resim üzerinden, çeşitli tarihlerde Deccal'la ilgili açıklamalar yapıyor. Bu açıklamalar, birçok insanın bilgi düzeyini aşıyor. Uzun ve karmaşık ama gelecekte bir tarihî değeri olabilir. Bu yüzden özetleyip basitleştirerek bu açıklamaları buraya alıyorum. Böylece, sanırım Deccal'la ilgili biraz daha ayrıntılı bilgiye sahip olma şansımız olacak. Hans şöyle diyor.

"Daha önce de sözünü etmiştik. O resim Tevrat kökenlidir. Kerrubi denen Arş taşıyıcı melekleri anlatıyor. Başları hemen Arş'ın altında dört direk gibi dört yüzleri var. Her bir yüz dört yöne bakıyor ve birbirine bakıyor. Dört direkten birisi Aslan (Yağus), Boğa, Kova (Vedd) ve Kartal (Akrep) yani sfenks. İnsan yüzlü aslanpençeli, boğa gövdeli ve kanatları düşmüş bir Sfenks, Kerrubi'dir. Deccal’ın diğer sembolik karşılıkları”Lynx. nLynx", "Vaşak" ve "666"dır. Vaşak bir kuzuyu (Hızır) öldürecek, ama Hızır tüm mühürleri açacak. 7 Mühür. Şi'ra 666 sayılı istasyon, paralel evren kapısı. Oradan giren Lynx–666 ve orada yapılan Armageddon savaşı. Army, ordu, Arma, Donanma demek. Geddon ise, Şi'ra yıldızı ileri karakolu demek. Bu karakol Nûr-36. Âyetteki Büyutin yani koloni evleri... Burada 40'lar meclisi var. Başkanı da Hızır. İşte o yaratık (Beast) bu Lynx'dir ve Sphynx'e Şi'ra'dan girecektir. Arş'ın ayağının bir bölgesinden.

Evet, şu gördüğünüz şekil, tasdik edilmeyen olarak "Kızıl Gül" Rose Croix'e Hermetik bir amblem oldurulmuş. O Haç aslında dört değnek (Tarot'taki değnekler, ikisi Joakim ve Boaz). Ama dört değnek, Arş'ın dört direği. Tepedeki Hermes ile anlatılan Arş'ın sahibi. Gül gibi Masonik sembolleri atlar isek, izleyen kılıç biçimindeki yıldırım Zig-Zag Thule Qaanaak'ıdır (Bunu da bir ara ellerine geçirip Thule adlı bir Mason derneği kurdular. Amblem oradan kalma). Dört direği (Haç diye göstermişler) soldan sağa sırayla, Boğa, İnsan (Kova burcu insan ile gösterilen tek özel burçtur), Kartal (Akrep burcunun asıl adı Kartal (Nesr ya da Nisra'dır) ve Aslan (Yağus, Yeuke, Nisra Vedd). İsterseniz bu putları zikreden Âyeti bir daha yazalım: Nuh 23: Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i".

Suva (Suvaga, Şiva) ise, İsa gibi Haç'ın ortasına kondurulmuş (Suva dişidir). Çünkü Masonik bu örgütün kaynağı Tevrat'tır. Daha alttaki 7 yılan, yedi mühürdür. Bunu da 6 kollu ve ortasındaki ile 7 kollu Yahudi şamdanına benzetmişler. En alttaki kadın ise Freja'dır ve Tevrat kökenli değildir (Germen Venüs'ü). Tuttuğu kuzeyli kalkanındaki 6 yuvarlak David yıldızı şeklidir ve başkaca bir anlamı da yoktur. Yukarıdaki yuvarlaktaki üç nokta ise, hem masonluğu hem de 666 sayısını simgeliyor. 6 ve altına 66 yazıp öyle okuyacaksınız. Bu üç vav işareti ve/veya 666'dır.

Alttaki yuvarlak içinde iki tane küçük yuvarlak var. Alttaki iki küçük yuvarlak ve kadının iki göğsüyle 666 üç yuvarlağı bir anahtar. (Toplam 7). Kalkandaki yuvarlak sayısı da 7 mühür (Kilit). Yılanlar ise o 7 musibet... Başlarındaki fanuslar ise onların şimdilik ısırmalarını önlüyor."

31 Mart 2002 tarihli e-söyleşisinde ise Hans şöyle söylüyor: "Anti (madde) evreni ile aynı zamanda aynı şeyleri yaşayacağız. Ama bu sözünü ettiğim evren ile senkronize değiliz. Çatlağın arkasında görünecek olan bu evren, sanki biri elinizde okuduğunuz gazeteyi çaktırmadan tutuşturmuş gibi alev alev yanmaktadır. Gazetenin arkasında bu alevi görmektesiniz. Gökyüzü kızarmış bir gül gibi alev almıştır. Orası adeta bir Cehennem'dir... İşte Deccal o doğanın yaratığıdır. Çatlak (yani gök yarığı olan asimetrik çıplak tekillik) deve biçiminde başı kalın, kuyruğu çok ince bir gök çatlağına dönüşmüştür o gün... Başı (perçem) ve topuğu (kuyruğu) arası binlerce ışık yılıdır. Artık iki evren orada boğazlaşmıştır. Ama bir çatlak biçiminde berzah olmuştur.

Baş'tan İsa (Mesih) topuktan ise, Deccal bizim evrenimize transfer olurlar. Baş (Perçem) bölümü bir başka paralel evrene (İlliyyin) açılmakta, fakat tam tersine kuyruk sokumu olan en uç ise Siccin denen bir başka paralel evrene açılmaktadır (Bir karadelik yeteri kadar büyükse, tüm paralel evrenlerin ortak kapısı olur). Kuran’daki misali "Açık sayfaların bir tomar gibi bükülmesi"dir. Büken ise karadeliktir (ayrıntı Enbiya 104'de). Açık sayfalar ise, sonsuz tanedir. Yani kalın bir cildin sırtı olarak düşününüz uygun bir kara deliği.

İki evren birbirine Şi'ra kapısında değer. O çatlak ardındaki içerik bu tarafa geçmez. Üstelik ötedeki evrenin doğası oradaki canlılara uygundur. Orada ters termodinamik yasası geçerlidir. Orası Deccal'ın yurdudur. Asitler ve bazlardan oluşan bir Dünya...

Paralel evrenlerin her birinde bir yaratık vardır. Her birinin doğası ayrıdır. Siccin'deki Şeytan'ın doğası başka, insanınki başka (Karbon kimyası), Deccal'inki başka (silisyum kimyası). Toprak teriminin 7 anlamı vardır. Karbon kimyası (biz), Silisyum (toprağın ana maddesi) Deccal'in grubu." diyor.


 
 
ALTI DEFA KIYAMET OLDU



Bir süredir bu konuyu araştırıyorum.

Biliyorsunuzdur belki, dünyada şimdiye kadar 6 kez kıyamet yaşandı, ki önümüzdeki kıyamet de 7. kıyamet olarak adlandırılıyor. Hatta "Uygunsuz Gerçek" belgeselinde dünyada daha önce 6 kez küresel ısınma yaşandığına ve bu küresel ısınmalar sonucu canlılığın yok olma derecelerine geldiği bilimsel olarak ispatlanmıştı.

Bir teoriye göre ise dünyada bir kaç kez manyetik kıyamet yaşandı. Güneşteki manyetik patlamalardan kaynaklanan bu kıyametler hem ısınmadan dolayı canlılığı yok olma derecesine getirdi hem de tüm dijital kayıtları yok etti. Yani deniliyor ki; dünyada daha önce bizim kurduğumuz medeniyetten çok çok daha önce daha üstün medeniyetler vardı. Ama bu manyetik kıyametler sonucu ellerinde tüm cihazları kaybettiler.

Hem ayrıca şu da düşünülmelidir ki dünyanın oluşma tarihinden bu yana geçen süre süre 4.5 milyar yıl. Bundan 500milyon yıl sonra sıcak çorba (google: sıcak çorba) ve bu sıcak çorba sonucunda da bundan 3.5 milyar yıl önce canlı oluşumu.

Araştırmalara göre çağdaş tipte insanın anası olduğu deneyler sonucu kanıtlanan "mitokondriyal Havva" zamanımızdan 150–300 bin yıl önce yaşamış, babası kabul edilen "Tohum Adem" ise zamanımızdan 180bin yıl önce varolmuş.

Şimdi başka bir konuya geçelim. Maya takvimine göre dünyada 309bin yılda bir kıyamet yaşanıyor. Bunun bu sayıda olması ise gezegenimizin presesyon süresi (google: presesyon). Dünyanın presesyon süresi 25800 yıl. Yani 25800 yılda bir yörüngemiz ve dünyanın açısı değişir. (mesela bu değişme sonucu olarak kutup yıldızının yeri sürekli değişir ve mesela bir sonraki presesyonda kutup yıldızı kuzeyde değil de batıda olur mesela).

İşte bu 309000 yıl 12 presesyon süresine eşittir. Yani burçların toplamı kadar. Yani demem o ki 12 presesyon süresi eşittir 1 kıyamet.

Ve ayrıca Kanal bilgilerinin çoğunda bu 309.000 yıldan bahsedilir çok iyi bildiğimiz gibi.

Şimdi görüşlerime gelelim. Mitokondriyal Havva tarihiyle bu 309bin yıllık kıyamet süresi birbirine çok yakın. Yani bildiğimiz Adem 6. kıyamet sonucu hayatta kalan bir adam olabilir. Yani 309bin yıl önce bir kıyamet koptu ve hayatta kalanlar yeniden ırkımızı devam ettirdi ve Adem olarak bilinen kişi de o kişi. (ki ondan önce de 5 adem var. Ve hatta "Matrix" filminde buna benzer bir söylem var. Mimar Neo'ya 'sen 6. Neosun der. Bundan önceki 5i başaramadı)

Bilinene göre "orta paleitik kültür" olarak adlandırılan dönem olan 300bin yıl önce insan ilk "geçici olmayan" konutları kurdu. Yani yerleşik düzene geçti. Yerleşik düzen demek ise en büyük anlam olarak "Kültür" demek. Kültür demek ise bir toplumu yapan en önemli şey demek. Dinlerin doğuşu da bu yerleşik düzene bağlı zaten. Yerleşik olmayan ve bir toplum oluşturulamayan durumlarda kültür sürekli değişir ve sonunda dezenformasyona uğrayarak yok olur. Ama tam aksinde ise gittikçe güçlenir ve dinler bile doğabilir.

Bir önceki kıyametten bu yana yine 309bin yıla yakın zaman geçti ve Mayalara göre bu süre 21 Aralık 2012 de doluyor. 2012 yılındaki olay sonucu ise 7. adem dünyaya gelebilir. Ki bilirsiniz İsa günün birinde geri dönecektir kutsal metinlere göre. Bu tüm kutsal kitaplarda yazar. Benim görüşüme göre yeni Adem, İsa olacak ve dünya 2012 yılından sonra barışa kavuşacak.

Not 1: ayrıca bundan 3 kıyamet öncesi yani zamanımızdan 1milyon yıl önce bir buzul kıyamet yaşandığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.

Burada da kısa ilk 6 kıyamet sürelerine bir göz atalım. Bakalım neler bulacağız. Bu 309bin yıllık süreye göre hesaplarsak ilk kıyamet bundan 1.850.000 yıl önce olması gerekiyor. O tarih ise "opposable thumb" tarihi. Yani "başparmağın işaret parmağının tam karşısına gelebilme yetisi"nin oluştuğu tarih. Evrim teorisine göre ise insanın en büyük evrimleşme süreci burada başlıyor ve insan bu yeti sayesinde aletleri tutabilmeye ve bu sayede hızla evrimleşmeye başlıyor.

2. kıyametin tarihi ise 1.550.000 yıl civarı öncesi. O tarihin önemi ise "homo erectus"un ilk görüldüğü tarih olması. Yani insanın ayağa kalkması. Oldukça önemli.

3. kıyamet dönemi olarak gördüğüm 1.300.000 yıl civarı öncesi ise homo erectusun arkaik homo erectusa evrimi ve arkaik homo erectusun beyin hacminin "günümüzdeki çağdaş insan"ın beyin hacmine ulaşması. Yani 1250–1450 cm3.

4. kıyamet dönemi yukarıda dediğim gibi bir buzul çağın başlangıcı. Ki bu bir nevi doğal seçilim anlamına geliyor. Zeki ve güçlü olan hayatta kalıyor.

5. kıyamet ise orta paleotik kültürün hemen hemen başlangıç tarihleri. Yani insanın ruhsal ve kültürel evrimi.

6. kıyamet yukarıda dediğim gibi mitokondriyal havva ile başlayan çağdaş insan süreci.

Gördüğünüz gibi her kıyamet insanoğlunun bir seviye atlamasına sebep olmuş.

Şimdi ise insanoğlunun son evrimine geldik. 21 Aralık 2012 tarihi bizim evrimimiz olacak. Ve o tarihten sonra ruhsal yönden bir üst seviyeye geçeceğiz. 4. boyuta (yavaş yavaş) atlayacağımız tarihi.

Not2: Kehf suresi 25. ayette geçen 309 sayısının da bu 309bin yılla ilişkisi olabileceğini düşünmüştüm ama bu konuda yeterli aydınlığa ulaşamadım. Bu ayette 309 sayısı verilirken bir sonraki ayette "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir." denilmesinin bu tarihin farklı olabileceğini, o dönem Arabistan insanlarının 309bin sayısını tam olarak kavrayamayacakları için 309 sayısının verildiğini ama asıl sayının 309bin olabileceğini düşündüm. Ama dediğim gibi bunlar sadece varsayım olarak kaldı.
Yazar: Mustafa Öz



Son zamanlarda yaptığım bir workshopta, dinleyicilere melek okumaları yaptığım zaman, bir market sahibi, neden sıkı çabalarının ödüllendirilmediğini bana sordu. Gerçekte, oldukça sık olarak onun ve marketinin başına negatif deneyimler geldiğini söyledi.

Melekler hemen onun enerjisinin dengesiz olduğunu söylediler. O, sadece vererek çok fazla eril enerji davranışı uyguluyordu ve almak için kendisine izin vermiyordu. Eril enerji dışa yönlenmiştir. Gönderir ve verir. Dişil enerji alıcıdır ve içe yönlenmiştir. Hem eril hem de dişil enerjinin dengesine sahip olmamız önemlidir. Bunu yapmanın en kolay yolu her gün hem vermeyi, hem de almayı uygulamaktır.

Bir çok ışık işçisi almaktan rahatsız olur. Okuma yaptığım kadın, ona kitaplarımdan birini hediye ettiğimde almakta zorluk çekti. Hemen bana, dükkânından bir kristal vermek istediğini söyledi. Melekler okumada ona, “Sadece verdiğin ve almak için kendine izin vermediğin için, dükkânın dengesiz eril enerjinin yansımasıdır. Bundan dolayı, rekabet ve saldırganlık gibi eril enerji deneyimlerini çekiyorsun. Eğer daha nazik deneyimleri çekmek istiyorsan, dişi enerjinin ifade edilmesine izin vermelisin.”

Melekler, ayrıca, onun dükkânının başarılı olması için çok çabaladığını ve etrafındaki herkesin mutlu olmasına çaba gösterdiğini söylediler. Tüm bu zorlama/sevketme ve çabalama eril enerjini ifadeleridir ve sonuç olarak evren ona bunları geri gönderiyor. Eğer dişil enerjisine eşit oranda izin verirse, bu başarıyı bulacak ve sevgiyi kolayca çekecek. Tüm yapması gereken eşit oranlarda vermek ve almaktır.

Dinleyicilerden kadına bir şeyler vererek onun almaya oyumlanması için yardım istedim, örneğin bir kucaklama, bir iltifat veya bir armağan. Sonra, kadından bu armağanları kibarca almasını istedim. “herhangi suçluluğu, utancı veya diğer rahatsızlıkları meleklere bırak” diye tavsiye ettim.

Kadın açıkça rahatsız görünüyordu ve dinleyicilerden bir kadın ona kocaman bir kucaklama verince bedeninin kaskatı olduğunu gördüm. Olay boyunca, izledim, sonunda gevşedi ve almaktan hoşnut olmaya başladı. Kahkahasını ve gülümsemesini gördüm. Alıcılığın bu basit ve çok önemli prensibini uyguladıkça, tüm yaşamının dengenin yararlarını yansıtacağını göreceğini biliyorum.

Neden almaya isteksiziz? Genelde, kontrol sorunları almanın altında yatan korkulardır. Eğer sadece verirsek, güvenli oynarız ve minnettar olmayı hissetme riskine girmeyiz. Ayrıca, almakla ilgili kuşku hissettiğimiz zaman güven konuları rol oynar. Birçok ışık işçisi kendileri için herhangi bir şey arzulamanın bencilce veya açgözlülük olduğu inancı ile programlanmıştır. Ve kendine güveni az olan ışık işçileri almayı hak etmediklerini hissederler. Çünkü almak için kendilerine izin vermezler, kendine – güvenleri düşük kalır.

Tabi ki, yaşam misyonumuzun anahtar bir bileşeni başkalarına vermektir. Bu, bizim ifadedeki eril enerjimizdir. Yine de, eğer bu verme alma ile dengelenmezse, tükenmiş oluruz. Bu depresyona, düşük kendine – güvene ve düşük enerji seviyelerine yol açar. Ve meleklerin kadına söylediği gibi, eğer sadece eril enerji davranışları uygularsak, kendimize bunları çekeriz. Böylece yaşamımız rekabet, saldırganlık ve eril enerjinin diğer veçheleri ile çevrelenir. Sonra bu deneyimler eril enerjimizde kalmamızı pekiştirir. Böylece bozuk/kötü bir döngü meydana gelir.

Bu döngüyü kırmak için, kibarca almayı uygulayın. Kendinize almak için daha çok izin verdikçe, başkalarına vermek için daha çok kaynağa sahip olursunuz. Yaşamınızın misyonunda desteklenmenize izin verirsiniz ve vermenin ve almanın bolluğunun akışında dans edersiniz.

Melekler onlardan çok az istediğimizi söylüyorlar. Onlardan yardım istediğimiz zaman, bazen meleklerin isteklerimizi gerçekleştirmelerine izin vermiyoruz. Meleklerimiz bizim ekip arkadaşlarımızdır. Dünyaya sevgi ve ışık aşılamak için hepimiz birlikte çalışıyoruz. Eğer ışığınız yaşamın stresi ile azalırsa veya sevildiğinizi ya da sevilebileceğinizi hissetmezseniz, kendinizi yeniden canlandırmak ve tekrar doldurmak için meleklerin yüksek enerjisine her zaman güvenebilirsiniz.

Meleklerin kullanmamız için tavsiye ettikleri onaylamalar: Almak benim için güvenlidir. Şimdi yaşamıma iyi şeyleri alıyorum.

Bugün ve her gün almanın ve vermenin bolluk akışından haz almanızı dilerim.

(Çeviri; Saffet Güler)


       BEDENDEN ÇIKMA DENEYİMİ Mİ?
      
 
  copyrightBYsabo  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
doktor-reiki.tr.gg